
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi
UniversityAnkara, Türkiye
Research output, citation impact, and the most-cited recent papers from Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (Türkiye). Aggregated across the NobleBlocks index of 300M+ scholarly works.
Top-cited papers from Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi
Your use of the JSTOR archive indicates your acceptance of JSTOR's Terms and Conditions of Use, available at.
Bu araştırmanın amacı, küreselleşme, bilgi toplumu ve eğitim hakkında daha önce ortaya konan görüşlerin bir analizini yapmak ve son gelişmeler ışığında eğitimde yaşanan değişmeleri irdelemektir. Bu bağlamda küreselleşme, küreselleşmenin olumlu ve olumsuz yönleri, bilgi toplumu, eğitim sürecinde değişim, değişim sürecinde eğitim programları, okul, okul yöneticileri, öğretmen ve öğrenci konuları üzerinde yoğunlaşılmış ve bunların eğitime yansıyış biçimi tartışılmıştır
Teknoloji alanında son yıllarda yaşanan gelişmeler, birçok disiplin gibi eğitimi de etkilemektedir. Bu gelişmeler sonucunda ortaya çıkan kavramlardan biri uzaktan eğitimdir. Televizyon, bilgisayar, tablet, cep telefonu gibi araç gereçler vasıtasıyla, fiziki etkileşim olmadan eğitim öğretim faaliyetlerinin yürütülmesi olarak tanımlanan uzaktan eğitim, geleneksel eğitimle kıyaslandığında birtakım farklılıklara sahiptir. Her yaş ve meslekten geniş bir kitleye hitap edebilme, zaman ve mekân yönünden sınırlamalara bağlı kalmaması, bireysel öğrenme niteliklerine göre şekillenebilmesi ve çoklu ortam araçlarının kullanımına izin vermesi gibi özellikleri bakımından uzaktan eğitim, yüz yüze yapılan eğitimden ayrışmaktadır. Birçok avantajı bulunmasına rağmen dikkat dağınıklığı riskinin fazla olması, teknik aksaklıkların muhtemel olması, sistem için gerekli altyapı ve teknik araç maliyetlerinin fazla olması gibi dezavantajları vardır. 2020 yılının ilk aylarında görülmeye başlayan ve giderek tüm dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs salgını, eğitim-öğretim faaliyetlerini büyük oranda değiştirmiştir. Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim olmak üzere bütün eğitim kademelerinde uzaktan eğitime geçilmiştir. Bu noktada yeni uygulanmaya başlanan uzaktan eğitim yönteminin öğrenciler açısından ne derece verimli olduğunun araştırılması önemli hâle gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, Türkçe eğitimi sürecinin uygulayıcı olmak üzere yetiştirilen Türkçe öğretmeni adaylarının uzaktan eğitim sürecine ilişkin görüşlerini ortaya çıkarmaktır. Çevrimiçi ortamda Türkçe öğretmeni adaylarına sunulan uzaktan eğitimin öğretmen adayların temel dil becerilerine katkısı, yaşanan teknik sorunlar, bu eğitim yönteminin verimliliği vb. hususlarına ilişkin görüşler, tespit edilmek istenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu İstanbul’da bulunan bir devlet üniversitesinin Türkçe Öğretmenliği Ana Bilim Dalı’nda eğitim gören Türkçe öğretmen adayları oluşturmaktadır. Araştırma verileri, araştırmacılar tarafından oluşturulan anket aracılığıyla Google Forms üzerinden toplanmıştır. Elde edilen veriler, içerik analiziyle çözümlenmiştir. Türkçe öğretmeni adaylarının bakış açısıyla uzaktan eğitim sürecinin daha verimli kılınması adına birtakım öneriler geliştirilmiştir.
Mevcut araştırma, gençlerin sosyal medyayı en çok hangi amaçlarla ve ne sıklıkla kullanmakta olduğu ile onların sosyal medya kullanım amaçlarıyla sosyal medya bağımlılık düzeyleri arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. 763 üniversite öğrencisinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre; katılımcılar sosyal medyayı en çok eğlence, iletişim ve gündemi takip etme amaçlarıyla; en az ise kişilere ulaşmak, kişisel sunum ve bilgi paylaşmak ve insanları daha iyi tanımak için kullanmaktadırlar. Bunun yanı sıra araştırma neticesinde gençlerin sosyal medyada günde ortalama 4 saat 16 dakika geçirdikleri tespit edilmiştir. Sosyal medya kullanım amaçları ile sosyal medya bağımlılığı ilişkisi incelendiğinde ise; boş zaman değerlendirmek, insanları daha iyi tanımak, fikir alışverişinde bulunmak, eğlence amaçlı kullanmak, kişilere ulaşmak, kişisel sunum ve bilgi paylaşmak ve mesajlaşmak ile sosyal medya bağımlılığı arasında anlamlı ilişkilerin olduğu görülmüştür. Diğer yandan, iletişim, müzik dinlemek, gündemi takip etmek ve bilgiye erişmek ile sosyal medya bağımlılığı arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı da tespit edilmiştir.
This study is one of the first investigations conducted within the Italian school system to capture teachers’ perspective, experiences and perceptions about the impact of the COVID-19 pandemic on school education. It was performed two months after the beginning of lockdown, when online teaching and learning processes were fully in place and had reached a steady state. The paper reports a descriptive analysis together with a network analysis, and the search for causal relationships among the variables that have been investigated. Generally, respondents reported that the reactions of educational institutions and individual teachers were satisfactory, preventing the collapse of the education system in spite of loss of contact with 6-10% of the student population and a significant teacher workload increase that posed individual time management challenges. Although teachers tended to adopt teaching strategies that reproduced standard classroom dynamics, the possibility of operating in this comfort zone generated a positive feeling about using technologies, a perception of increased digital skills mastery and a change in mindset about educational processes. In turn, this led to an increase in the perceived sustainability of online education, with about a third of the teachers expressing the wish to adopt a blended configuration for future teaching activities. Almost all participants recognized the significance of a digital pedagogy and the need to include it in the training curricula to prepare future teachers.
Bilgi teknolojilerinde yüksek hızda yaşanan gelişmeler ve internet kullanımının çok yaygın hale gelmesi ile birlikte, çeşitli platformlarda biriken verinin çeşitliliği ve hacmi de artmıştır. Büyük veri kavramı ile ifade edilen bu verilerin işlenmesi ve anlamlı bilgilerin elde edilmesi, önemli sonuçlar elde edilebilmesine imkân vermektedir. Bu çalışmada, büyük veri analizinde yapay zekâ ve makine öğrenmesi tekniklerinin kullanımı tartışılmıştır. Başlıca yapay zekâ ve makine öğrenmesi teknikleri hakkında bilgiler verilerek, bu tekniklerin büyük verilerle yapılan uygulamalarından örnekler verilmiştir. Başlıca olarak; kümeleme, sınıflandırma, yapay sinir ağları, metin ve web madenciliği, fikir madenciliği ve duygu analizi alanlarında büyük verilerle yapılan çalışmalar anlatılmıştır.
Okuma alışkanlığı, okuma eyleminin sürekli, düzenli ve eleştirel olarak sürdürülmesidir. Okuma alışkanlığının özünde sürdürülebilirlik yaklaşımı bulunmaktadır. Sürdürülebilir okuma alışkanlığı, bireyin yaşamının her döneminde okuma eylemini kalıcı ve düzenli olarak devam ettirmesini ifade eder. Türkiye’de okuma kültürünün gelişmiş ülke ortalamalarının oldukça altında olduğu bilinmektedir. Bu bakımdan çalışmanın temel amacı Türkiye’nin genel yapısında gözlemlenen bu olumsuz tablonun üniversite öğrencileri üzerine ne düzeyde yansıdığına ilişkin durum saptamasıdır. Çalışmada ilk olarak okuma alışkanlığı kavramsal olarak irdelenmekte, daha sonra Türkiye’de okuma alışkanlığının durumu ortaya konmakta ve son olarak da Ankara Üniversitesi lisans öğrencileri üzerinde yapılan anket uygulamasının sonuçları değerlendirilmektedir. Çıkan sonuçlar yüksek öğrenim boyunca öğrencilerin okuma becerisinde gelişme olduğunu, buna karşın yeterli okuma alışkanlığına sahip olmadıklarını göstermektedir.
Özel eğitim alanında ortaya çıkan gelişmeler sonunda günümüzde pek çok özel gereksinimli öğrenci genel eğitim sınıflarında eğitim görmektedir.Uygulamada özel gereksinimli öğrencilerin özel gereksinimli olmayan akranlarıyla birlikte eğitim görmeleri kaynaştırma olarak görülmekle birlikte, kaynaştırmanın yalnızca fiziksel birliktelik anlamına gelmediği kabul edilmektedir.Bu makalede kaynaştırma kavramının ne anlama geldiği, dünyada ve Türkiye'de kaynaştırmanın kavramının ortaya çıkmasına neden olan faktörler açıklanmaya çalışılmıştır.Ayrıca kaynaştırma için gerekli olan destek hizmetler ile başarılı bir kaynaştırmanın ilkeleri belirtilmiştir.
Bir araştırma ya da çalışmayı bilimsel kılan en önemli öğelerden biri bilimsel araştırmanın yöntemine uygun araştırma tekniklerinin belirlenmesidir. Araştırma teknikleri bir araştırma, çalışma ya da projenin, veri toplama, düzenleme, veri işleme, yorumlama ve veri paylaşımına ilişkin araçlardır. Bu nedenle araştırmalarda doğru tekniklerin belirlenmesi ve uygulanması oldukça önemlidir. Bu çalışma son yıllarda sosyal bilimlerde disiplinler arası bir süreçte giderek yaygınlaşan içerik ve söylem analizi tekniklerini ele almakta ve açıklamaktadır. Çalışmada ilk olarak içerik analizinin türleri (nicel, nitel ve karma içerik analizi) ele alınmıştır. Her türün özellikleri, hangi araştırmalar için kullanımının daha uygun olduğu, araştırma sürecinin nasıl yürütüleceği ve tamamlanacağı gibi konular tartışılmıştır. Sonraki aşamada söylem analizi ve eleştirel söylem analizi tekniklerine yer verilmiştir. Söylem Analizi başlığı altında en yaygın kullanılan iki tür (Foucaultcu ve van Dijkcı) söylem analizleri ele alınmıştır. Hem içerik hem de söylem analizinin her türüne ilişkin yapılmış uygulamalı çalışmalardan örneklerle konu açıklanmıştır.
Bu çalışmada, Borsa İstanbul Sanayi Endeksi (SINAI) ile Reel Efektif Döviz Kuru Endeksi (REDKE), Euro/TL Döviz Kuru ve Dolar Endeksi (DXY) arasında kısa ve uzun dönemli denge ilişkilerinin varlığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Ocak 2005-Aralık 2013 dönemi arasındaki aylık verilerden hareketle, ARDL Sınır Testi yaklaşımının sonuçlarına göre, SINAI Endeksi ile DXY ve Euro/TL kuru arasında uzun dönemde pozitif ve istatistiki olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Hata düzeltme modelinin sonuçlarına göre SINAI endeksi ile diğer tüm değişkenler arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. REDKE ile SINAI endeksi arasındaki ilişkinin yönü pozitif iken DXY ve EURO ile SINAI endeksi arasında ilişkinin yönü negatiftir.
A retrospective anatomical and family study was made of 345 patients with oesophageal atresia who were born in the South West of England between 1942 and 1973. There were 186 males and 159 females. Twenty-one cases were stillborn. Eighty-five percent of the patients had a combination of oesophageal atresia with a tracheo-oesophageal fistula to the distal oesophageal segment, and 9 percent had atresia without a fistula. Fifty-five per cent of the patients had other congenital malformations and these tended to be multiple rather than single. Thirty-six per cent of singletons had unequivocal fetal growth retardation, and there is some evidence that nearly all cases have poor fetal growth. There appeared to be a maternal age effect, with an excess of mothers under 20 and over 35, and there was an unexplained excess of fathers employed in the Armed Forces. Ten per cent of the cases were illegitimate. There were 21 twins which is nearly three times the expected number; there were two pairs of twins concordant for oesophageal atresia, one being monozygotic and the other dizygotic. In one case there were two sibs with oesophageal atresia. Five out of 365 sibs had anencephaly. The blood group distributions of the patients and their mothers did not significantly differ from the expected distribution. Oesophageal atresia is aetiologically heterogenous. In this series there were at least five, and probably 10 cases of trisomy 18 and four cases of trisomy 21. Five mothers had overt diabetes, and there is some suggestion from other work that maternal diabetes or its treatment may be aetiologically important. Oesophageal atresia was part of a possibly recessively inherited malformation syndrome in two cases. A sibship with a case of rectal atresia, a case of Hirschprung's disease and a case of oesophageal atresia may represent the action of another recessive gene. It seems likely that oesophageal atresia is a rather non-specific consequence of several teratological processes.
Okullar farklı sosyokültürel yapılardan gelen mülteci çocukların, sosyo-kültürel yaşama uyum sağlamalarında anahtar bir role sahiptir. Son yıllarda 4 milyona yakın insan Irak ve Suriye’den Türkiye’ye göç etmek durumunda kalmıştır. Bu kadar çok sayıda insanın sosyal hayata katılmasıyla birlikte onların eğitimi de önemli bir gündem konusu haline gelmiştir. Mülteci öğrencilerin varlığı öğrenim gördükleri okullarda kültürel çeşitliliğe yol açmış ve temasa bağlı sosyal çatışmaların ortaya çıkmasını tetiklemiştir. Bu çalışmada öğrencilerin kültürel arka planlarının dikkate alındığı ve değer gördüğü bir öğrenme çevresi yaratılması argümanından yola çıkan kültüre duyarlı eğitim, çalışmanın kavramsal çerçevesini oluşturmuştur. Öğretmenlerin mülteci öğrencilere öğretmenlik yapma deneyimlerinin kültüre duyarlı eğitimin temel dinamikleri üzerinden çözümlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma nitel bir araştırmadır. Araştırmada Ankara’da mülteci nüfusun ağırlıklı olarak yaşadığı çevrelerde bulunan dört farklı okuldan gönüllü 14 öğretmen ile yüz yüze görüşülmüştür. Elde edilen verilerin analizi sonucunda ulaşılan bulgular öğretmenlerin öğrenciler hakkında ne bildikleri, mülteci öğrencilerin eğitimi konusundaki yaklaşımları ve kültüre duyarlı öğrenme ortamları hazırlama deneyimleri olmak üzere üç temada toplanmıştır. Türk eğitim sisteminin mültecilerin eğitimine hazır olmamasından kaynaklı olarak öğrencilerin kültürel arka planlarına ilişkin bilgi eksiklikleri ve sistematik sorunların kültüre duyarlı eğitimin önündeki temel engel olduğu ve öğretmenlerin pedagojik anlamda bu sorunların nasıl üstesinden gelecekleri konusunda yeterli araçlara sahip olmadıkları ulaşılan en genel sonuçtur.
Yaşam kalitesi, bugün toplumların ulaşmayı amaçladığı en önemli evrensel hedeflerden birisidir. Temelde Maslow (1970)’un ihtiyaçlar hiyerarşisi ile ilişkilendirilmekte ve sübjektif bazda kişinin yaşam doyumu ile ilişkili olduğundan, bu ihtiyaçların kantitesi (nicelik) ile birlikte kalitesi (nitelik) ile de ilgilenmektedir. Yaşam kalitesinin incelenmesinde ortak bir standart veya göstergeler sistemi bulunmamakla birlikte, objektif ve sübjektif olmak üzere iki açıdan incelenmektedir. Bu çalışmada, konuyla ilgili yapılan çalışmalara dayanarak yaşam kalitesi göstergeleri; “cinsiyet, yaş, medeni durum, sosyal destek, yaşanılan konut ve özellikleri, sağlık, eğitim, gelir, iş yaşamı, boş zaman aktiviteleri” başlıkları altında sınıflandırılmış ve yaşam kalitesi üzerinde etkili olan bu göstergelere ilişkin literatür verilmeye çalışılmıştır. Çalışmalar genel olarak kadın olmak, yaşlı olmak, dul veya boşanmış olmak, düşük eğitim düzeyi, düşük gelir düzeyi, zayıf sosyal destek, yaşanılan konutun ve özelliklerinin yetersizliği, iveğen ve/veya süreğen bir hastalığa sahip olmak, düşük iş doyumu ve boş zaman aktivitelerinin yetersiz olması gibi faktörlerin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürdüğünü göstermektedir.
Bu çalışmada, Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi (BÖTE) Bölümü’nde öğrenim gören öğretmen adaylarının dijital okuryazarlık düzeyleri ve siber zorbalığa ilişkin duyarlılıkları çeşitli değişkenler açısından incelenmiştir. Çalışmada ayrıca dijital okuryazarlık düzeyleri ve siber zorbalığa ilişkin duyarlılıkları arasındaki ilişki araştırılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi BÖTE Bölümü’nde 2017-2018 bahar yarıyılında eğitim görmekte olan 2., 3. ve 4. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırma, nicel ve nitel yaklaşımların birlikte kullanıldığı karma araştırma yöntemiyle yürütülmüştür. Verilerin elde edilmesi amacıyla nicel boyutta Kişisel Bilgi Formu, Siber Zorbalığa İlişkin Duyarlılık Ölçeği ve Dijital Okuryazarlık Ölçeği nitel boyutta ise Siber Zorbalık ile Dijital Okuryazarlığa İlişkin Yarı-Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öğretmen adaylarının dijital okuryazarlık düzeylerinin ve siber zorbalığa ilişkin duyarlılıklarının yüksek seviyede olduğu ve dijital okuryazarlık düzeyleri ile siber zorbalığa ilişkin duyarlılıkları arasında orta düzeyde pozitif korelasyon bulunmuştur. Nitel veriler incelendiğinde öğretmen adaylarının dijital okuryazarlık ve siber zorbalığa karşı duyarlılık konularında bilinçli oldukları gözlemlenmiştir.
Kuşak kavramı, aşağı yukarı aynı yıllarda doğmuş olup, aynı çağın koşullarını, dolayısıyla birbirine benzer sıkıntıları, yazgıları yaşamış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişiler topluluğu olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda araştırma kapsamında Kırklareli ilinde yaşayan farklı kuşaklardan gelen (X ve Y) bireylerin çalışma kavramının boyutlarına (iş tatmini, yükselme olanakları, çalışma arkadaşlarıyla ilişkiler, sosyo-politik destek, katılımcı iş iklimi, rol belirsizliği, kaynaklara erişim, bilgiye erişim ve işin anlamlılığı) verdiği değerler araştırılmıştır. Anket 363 kişinin katılımıyla gerçekleşmiştir. Analiz sonucunda en yüksek puan alan değişkenin “iş anlamı” en düşük puan alan değişkenin ise “rol belirsizliği” olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların %78,5’i için iş: geçinme kaynağı olarak tanımlanırken; %21,5’lik kesim için ise iş: kendini ifade etme şekli olarak tanımlanmıştır. Farklı kuşaklardan gelen bireyler için işin anlamında bir değişme olmazken (Z: -1,096; p: 0,27); işi, kendini ifade etme şekli olarak görenler için işin anlam derecesi, geçinme kaynağı olarak görenlerin işin anlam derecesinden yüksektir (Z: -3,494; p: 0,00). Yapılan analiz sonrasında X ve Y kuşağından gelen katılımcılar için işin ifade şeklinin birbirinden farklı olmadığı (Chi-square: 0.315; p: 0,57) tespit edilmiştir.
Bir ekonomide bankaların sergilediği performans ekonominin gelişmesi açısından son derece büyük önem taşımaktadır. Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) teknikleri son zamanlarda banka performans değerlendirmesinde sıklıkla kullanılan yöntemler arasındadır. Bu çalışmada, Türk bankacılık sisteminde faaliyette bulunan İş Bankası’nın 2009-2018 yıllarına ait finansal performansının CRITIC ( Criteria Importance Through Intercriteria Correlation) ve EDAS (Evaluation based on Distance from Average Solution) yöntemleri çerçevesinde değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada İş Bankası’nın finansal performansını ölçmek amacıyla sermaye yeterlilik oranı, mevduat düzeyi, alınan krediler, mevduatın krediye dönüşüm oranı, takibe düşen krediler, likidite düzeyi, ortalama aktif karlılığı, ortalama özkaynak karlılığı, gelir çeşitlendirme ve faaliyet giderleri gibi seçilmiş 10 adet finansal değerlendirme kriteri kullanılmıştır. CRITIC objektif ağırlıklandırma yaklaşımından elde edilen bulgular göstermektedir ki İş Bankası için en önemli performans kriteri mevduatın krediye dönüşüm oranı kriteridir. Ayrıca, EDAS performans sıralaması ile ulaşılan bulgulara göre araştırma döneminde İş Bankası’nın finansal performansının en yüksek olduğu yıl 2009 iken finansal performansın en düşük olduğu yıl 2018’dir.
Teknolojik gelişmeler ve yaygınlaşan internet kullanımı, işletmelerin hedef müşterilerine dijital medya gibi yeni ve yenilikçi yollar ile ulaşmasına neden olmaktadır. Tüketicilerin dijital pazarlama faaliyetlerini kullanımının artmasıyla beraber, dijital pazarlama işletmeler için stratejik önem taşıyan bir araç haline gelmiştir. İşletmeler dijital pazarlama sayesinde müşterilerine herhangi bir yerde, zamanda ve durumda ulaşabilmektedirler. Bu çalışma da, gelişmekte olan bu fenomene dikkat çekilmekte ve dijital pazarlama araçları, dijital pazarlamanın avantajları, sosyal medya pazarlamasının özellikleri, sosyal medya platformlarında müşteri ilişkileri ve sosyal medyanın satın alma sürecine etkisi kapsamlı bir biçimde ele alınmaktadır.
Öz: Çalışmanın amacı, öğretmen adaylarının afet bilinci algılarının ne düzeyde olduğunu belirlemektir.Çalışmalarda değişik boyutları ile afet bilinci algısının belirlendiği başka bir çalışmaya rastlanmamıştır.Bu nedenle çalışmada öğretmen adaylarının afet bilinci algısının alt boyutlara göre nasıl ve ne düzeyde olduğu, literatürdeki eksiklikler de göz önünde bulundurularak belirlenmesi literatür açısından önem arz etmektedir.Bu araştırma nicel araştırma yöntemi kullanılarak ilişkisel tarama modelinde yürütülmüştür.Araştırmanın örneklemini 2016-2017 eğitim-öğretim yılında Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi sınıf, sosyal bilgiler, fen bilgisi ve ilköğretim matematik eğitimi anabilim dallarında öğrenim gören toplam 748 öğretmen adayı oluşturmaktadır.Örneklemin seçilmesinde, uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır.Araştırmanın amacını gerçekleştirebilmek için gereksinim duyulan verilerin toplanmasına yönelik araştırmacılar tarafından geliştirilen 36 madde ve 4 alt boyuttan oluşan "Afet Bilinci Algı Ölçeği" kullanılmıştır.Araştırma için toplanan verileri betimlemek için yüzde, frekans, ortalama ve standart sapma kullanmıştır.Ayrıca, gruplar arası farklılıkları incelemek amacıyla ilişkisiz örneklemler için t testi ve tek yönlü varyans analizi yöntemleri kullanılmıştır.Çalışmanın sonuçlarına göre öğretmen adaylarının afet bilinci algılarının orta düzeyde olduğu ve afet deneyimi yaşayanların afet bilinci algılarının daha yüksek olduğu * Bu çalışma, 3. Saraybosna Uluslararası Konferansı'nda (27-30 Nisan 2017/Bosna-Hersek) sözlü bildiri olarak sunulmuştur.
Computer programming has been included in the curriculum of K12 education around the world and this has necessitated a tool for the assessment of the computer programming self-efficacy. Thus, this study aims to suggest the necessary scale for the field. In the scale development, the steps of classical measurement theory were applied. Following the expert review, the item pool was conducted with 233 students in a public secondary school which provides education to the age group of 12-14. As a result of the study, a unidimensional 5-point Likert scale of 31 items was obtained. The factor loads varied between 0.47 and 0.71 and the explained variance rate was 41.15%. In the analysis of the internal consistency, sufficient values were found; the Cronbach alpha as 0.95 and the equivalent halves method result as 0.96. For the construct validity, exploratory and confirmatory factor analysis were applied and the result showed that the scale isvalid and reliable.
Eğitim, içinde bulunduğu toplumsal koşullar, çağın ihtiyaç ve beklentilerinden bağımsız değildir. Tarihsel süreçte yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasi değişimler yanında, çağın düşünce, inanç ve felsefi düşünce biçimleri, eğitim üzerinde etkili olmaktadır. 21. yüzyılda yaşanan değişimler eğitim anlayışında önemli bir değişim yaratmaktadır. 21. yüzyıl becerileri olarak tanımlanan eğitim anlayışının, yüzyılın ihtiyaçları doğrultusunda geliştiği düşünülmektedir. Amacımız yüzyılın eğitim anlayışı olarak geliştirilen ve standartları uluslararası boyutta meşruiyet kazanan 21. yüzyıl becerilerinin incelenmesidir. 21. yüzyıl becerilerinin şekillenmesinde, küreselleşme, Endüstri 4.0 Devrimi ve bilgi iletişim teknolojilerinde yaşanan değişimin etkili olduğu düşünülmektedir. 21. yüzyılda yetiştirilmek istenen insana özgü niteliklerin belirlenmesinde yaşanan değişimlerin etkili olduğu anlaşılmaktadır. Yüzyılın ihtiyaçlarına cevap verilmesi ve piyasa taleplerinin karşılanması için yeni düzenin standartları şekillendirilmektedir. Uluslararası eğitim standartlarının, küresel piyasa beklentileri doğrultusunda şekillendirildiği düşünülmektedir. Araştırmada, OECD ve IMF başta olmak üzere, eğitime yön veren uluslararası aktörlerin eğitim hedeflerinin belirlenmesi hedeflenmektedir. Uluslararası kurumlarca belirlenen ve denetlenen eğitim anlayışının amaç, hedef ve uygulamaları felsefi bir bakışla ele alınmaktadır.